
Filmde, Umbakı kasabasında bulunan ve Kafkasya'daki tek "Cüzam" hastanesinin sakinleri anlatılıyor. Eserde bu hastalığa yakalanmış insanların topluma karışabilmesi için koşullar yaratılmasının gerekliliği vurgulanmıştır. Olaylar gerçek hayattan alınmış olsa da film, uygar dünyanın çaresiz hastalıklara yakalananların kurtuluşu adına onlara insanca yaklaşmasını, bu insanlarla toplum arasındaki duvarın yıkılmasını, onlara merhamet ve şefkat uyandırmayı amaçlıyor. Bu film, sağlık güvenlik kurallarına dayanarak toplumdan tecrit edilen insanların sağken yakınları için kaybedilmesine bir isyandır. Filmin ana fikri şudur: toplumda insanlara farklı yaklaşıldığı sürece kurtuluş mümkün değildir. Onlar öyle bir belaya uğramışlardır ki mahkûmlara, esirlere imrenirler. Çünkü yaşadıkları hâlde yakınları için artık yokturlar. Toplum onlarla yüzleşmek bile istemez; dertlerini kendileri çekmek zorundadırlar. Dert ise çaresiz ve umutsuzdur. Konu cüzam hastanesinin sakinleridir. Cüzam kalıtsal bir hastalıktır; biri buna yakalanmışsa soyunun bir yerinde bu ortaya çıkabilir — "Mahkûmlar" filminin kahramanı Leyla'nın (Sevinc Elişova) başına geldiği gibi. Babası (Sabir Memmedov) hastalığının çaresini bulamadığı için bu derde dayanamayıp erken vefat etmiş, annesi (Necibe Hüseynova) ise onu Umbakı'daki hastaneye bırakmıştır. Hatta ailedeki diğer iki kızın adını korumak için herkese onun öldüğünü söylemiş, Leyla'yı da büsbütün unutmuşlardır. Leyla için dünya, Moskova Tıp Üniversitesi öğrencisi Eldar'ın (Ramil Zeynalov) bu hastaneye staja gelmesiyle başlar. Eldar, bütün akrabalarının ve yüksek makamdaki babasının iradesine rağmen Leyla'yı sever. Ama atalar demiş: sen saydığını say, bak felek ne sayıyor…
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.
